Mikronezya İmaniyet İşleri Reisi Alyoşa Ersaltz’ın resmi eşi Alsana Ersaltz’ın kocasının hem motorlu hem de yelkenli bir ihanet gemisi olduğundan elbette haberi vardı. Yani kendisini bir düzine erkek, yarım düzine de kadınla aldattığını gayet iyi biliyordu. Zaten ikisi de Betonit Saray’da çalışanlara Ulu Çoban’ın bizzat koyduğu cima yasağını delik deşik etmişler çünkü Alsana Ersaltz da kocasının boynuzlarını parlatacak hiçbir fırsatı kaçırmıyordu.

Kadıncağız aslında Yol dinine yürekten bağlı, Tanrı Ol’a adaklarını sunaklarını ihmal etmeyen bir mümineyken kocasına beslediği kin arttıkça cima motoruna dönüşmüştü. Saraysal konforunu feda edemediği için boşanmadığı Alyoşa Ersaltz’ın ihanetlerine bire bir karşılık vermek hem yorucuydu hem de içini soğutmuyor, öfkeden kuduruyordu.

İmaniyet İşleri Reisi’nin seks düşkünlüğünden başka öne çıkan özelliği cimriliğiydi. Alsana Ersaltz, onu cebinden de vurmaya karar verdi.

Birlikte uyandıkları çok az sayıda bir sabah, kocasına cilveli bir sesle: “Alyoşa’m, canım efendim” dedi. “Çok güzel bir rüya gördüm. Bana Âşık Yolcular Günü için pırlanta kolye almışsın. Sence rüyam ne anlama geliyor?”

Alyoşa Ersaltz, gözlerini süzerek gülümsedi: “Bu akşam öğrenirsin!”

Alsana Ersaltz’ın yüreği umutla çarptı. Akşamı zor etti. Tabii Alyoşa, çoğu zaman olduğu gibi bir metre ya da metresle eğleştikten sonra, eve epeyce geç geldi.

Ama elinde küçük bir hediye paketi tutuyordu.

“Bak, seni unutmadım!” diye gülümsedi, karısına uzattı.

Alsana Ersaltz’ın yüreği hopladı, yüzü aydınlandı, sevinçle paketi açtı. İçinden bir kitap çıktı.

Kapağında, “Rüya Tabirleri” yazıyordu.

Kaynak bağlantısı