– Prof. Dr. Ali Murat Yel: Pandemiden en çok etkilenen gençler oldu. Artık hiç bir öğrenci, öğretmenlerinden pek bir şey öğrenmiyor; herkes kısa videolardan fikir sahibi olmaya çalışıyor

– Klinik Psikolog Gökçe Akın: Sosyal medya, insana sosyallik hissi veriyor. Ancak ilişkiler derinleşemediği için yalnızlık hissi arka planda hep duruyor. İnsanlarda sorumluluk duygusu azalıyor

– Klinik Psikolog Mehmet Teber: Evlilikler, ilişkiler bir sorumluluk istiyor ama artık kimse bir ilişkinin sorumluluğunu almak istemiyor.

Çözüm elbette sosyal bağları güçlendirmekten geçiyor

Teknolojinin baş döndürücü gelişiminin insanı getirdiği son nokta, yalnızlık kabusu oldu. Toplumu oluşturan bireyler kendini adeta yalnızlığa hapsetti. Aynı evde yaşayan yabancılar, birbirinin yüzüne bile bakmayan milyonlar, başkasının acısına karşı duyarsızlaşan insanlar ve sadece kendisi için yaşayan hazcılardan oluşan bir dünyaya doğru koşar adım ilerliyoruz. Uzmanlar, önlem alınmazsa, toplumsal buhranın kaçınılmaz olduğuna işaret ediyor. SABAH Pazar ekibi, akademisyenlerle “Neden yalnızlığı tercih eder hale geldik?” sorusunun peşine düştü.

Antropolog Prof. Dr. Ali Murat Yel

Pandemi vurgusu


Covid-19 pandemisinin toplumsal olarak çeşitli etkileri olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Ancak, üzerinden henüz kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen kendilerini evlerine hapsedilmiş gibi hissedenlerin hayatlarının eskisi gibi olmayacağını bilmektedirler. Düzenli çalışanların nispeten home office düzenine girerek evden çalışmaları bazı çevrim içi uygulamalar ile iş arkadaşları ile irtibatlarını öncesine nazaran biraz değişik de olsa devam ettirmeleri onları biraz daha şanslı kılmıştır. Ancak, çalışma çağını aşmış orta yaş üstü insanlar ile bu dünyadaki varlıkları başkaları ie sosyal ilişkilere çok daha bağımlı olan genç insanların birdenbire bu ilişkilerini kesmek zorunda kalmaları onları çok daha derinden etkilemiştir.

SANAL İLETİŞİME SÜRÜKLEDİ

X kuşağı denilen 1965 ile 1980 arasında doğan insanların ve belki de 1980 ile 2000 yılları arasında doğan Y kuşağının bir kısmı, ülkemizin nüfus, şehirleşme ve sosyoekonomik şartlarından dolayı yeni nesillere göre daha şanslı sayılarak iyi bir sosyalleşme döneminden geçmişlerdi. Fakat teknolojik yenilikler, gençleri hızlıca etkilemiş ve yüzyüze iletişim yerine sanal bir iletişime sürüklemiştir.

EN ÇOK GENÇLER ETKİLENDİ

Pandemiden en çok etkilenen gençler olduğunu en açık bir şekilde okullardaki son öğrenci ve eğitimcilerin davranış değişikliklerinde görülmektedir. Artık hiç bir öğrenci, öğretmenlerinden pek birşey öğrenmiyor; herkes internet ortamında ilgilendiği konularda kısa videolardan fikirsahibi olmaya çalışmaktadır. Öğretimin bütün kademelerinde öğrenci devamsızlığı en üst seviyeye çıkmıştır. Yıllar önce batı ülkelerinde “end of education” üzerine tartışmalar yapılırken biraz abarttıklarını düşünsem de bugün itibariyle gelinen noktada eğitimin pek de önemli bir geleceği olmadığı iddia edilebilir.

SOSYALLİK ARTIK YOK OLDU

Hatta buradan hareketle bir zamanların çok popüler olan “social network” teorilerinin de anlamını yitirdiği söylenebilir. Bugün artık hangi “social” ve hangi “network” diye sorglanabilir. Ben biraz daha ileri giderek “end of social” dönemine girdiğimizi iddia edebilirim. İnsanların en temel ihtiyaçlarının WI-FI olduğunu gözlemleyebiliyorsak ve eskiden fiziki insanların kastedildiği “network” ile bugün internete bağlanabilme ağı anlaşılıyorsa insanlık tarihi yeni bir safhaya girmiş demektir.

ÇEVRİM İÇİ BİREYSELLEŞTİRDİ

Değişen hayat şartlarına yaşları itibariyle daha tecrübeli oldukları için uyum sağlayabilen orta yaş kendilerine uygun baş etme yöntemleri bulabilmiştir. Fakat sosyalleşme adına ellerinde sadece teknolojik aygıtlar olan genç nesil ancak çevrimiçi oyunlar gibi ortamlarda giderek bireyselleşmeye başladı. Artık bu hayattaki her şeyin kendileri için var olduğu ve kendilerinin başkalarından daha önemli olduğu gibi tutumlar edindiler. Orta yaş eğitim için başka bölgelere göç ederken, yeni edinilen arkadaşlıklarla bir grubun parçası haline gelebildiler. Bugün ise hayatın anlamı bir bilgisayar oyununda kazanmaya bağlı. Ve mutluluğun çok kısa sürmesi insanları sürekli bir başarı kazanma ve tüketim yoluyla mutluluk elde etmeye yöneltmektedir.

ÜLKEMİZ İÇİN YENİ BİR DURUM

Şehir meydanlarının insanların birbirleriyle görüşebilecekleri alanlar olmaktan ziyade belediyelerin sunduğu “wi-fi alanları” alanları olarak algılanması da yüzyüze iletişim yerine ağlar üzerinden “paylaşım” yapılan mekanlar haline gelmiştir. Bireyselleşme batı toplumlarında daha eskilere dayandığı için yalnızlık konusu daha çok güven duygusunun kaybolaması ve anksiyete gibi duygulara bağlanmaktaydı. Ülkemizde ise yeni bir olgu. Bireyselleşme yalnızlık duygusunu tetiklemekte ve insanların nasıl davranacaklarını bilemiyorlar.

TEK KİŞİLİK HANE SAYISI 5.2 MİLYON

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre aralarında akrabalık bağı bulunsun ya da bulunmasın aynı adreste yaşayan toplulukları ifade eden “hane halkı” sayısı, geçen yıl itibarıyla 26 milyon 309 bin 332 olarak belirlendi. Bu sayı 2022’de 26 milyon 75 bin 365 seviyesindeydi. Türkiye’de tek kişilik hane halkı sayısı 2023’te yaklaşık 5,2 milyon oldu. Geçen yıl yalnız ebeveyn ve en az bir çocuğun bulunduğu çekirdek aileden meydana gelen hane halkı sayısı 16 milyon 779 bin 240’u bulurken, bunun 10 milyon 310 bin 726’sı eşlerin ve çocukların, 3 milyon 673 bin 768’i sadece eşlerin, 2 milyon 794 bin 746’ı yalnız ebeveyn ve çocukların yaşadığı çekirdek aileler olarak kayıtlara geçti. Çekirdek ailelerde anne ve çocukların bulunduğu hane halkı sayısı 2 milyon 164 bin 825, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile sayısı da 629 bin 921 olarak belirlendi. Türkiye genelinde geniş ailelerden oluşan hane halkları sayısı, 3 milyon 476 bin 510, çekirdek ailesi bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hane halkı sayısı da 860 bin 757 olarak hesaplandı.

Araştırma Görevlisi, Klinik Psikolog Gökçe Akın

Sosyalliğin
azalması yalnızlığı getiriyor

Teknolojinin ve sosyal medyanın yaygın kullanımı, kentleşme, çalışma hayatı gibi toplumsal birçok faktör insanı yalnızlaşmaya itiyor. Bu faktörler ile birlikte bireylerin sosyal ilişkilerinin azalması, yalnızlığı da beraberinde getiriyor. Günümüz toplumunda bireyselleşmenin de artması ile birlikte yalnızlaşmanın da arttığını gözlemliyoruz.”

MODERN YAŞAM İLİŞKİLERİ ZORLAŞTIRIYOR

“Bununla birlikte büyük şehirlerde aile ve arkadaşlar ile kurulan ilişkiler daha kısıtlı olması, modern şehrin hızlı yaşamı bu bağlara daha az zaman ve emek ayırmamıza yol açabiliyor. Bir de sosyal medya ağlarının sık kullanımı ile birlikte derin ve anlamlı ilişkiler kurmak daha zor hale gelebiliyor. Sosyal medya bizlere diğerleri ile her zaman iletişim halinde kalma imkanı tanısa da, yüz yüze iletişim ve fiziksel temasın sağladığı olumlu psikolojik etkilerin kısıtlanmasına yol açıyor.”

STRES VE KAYGIYI TETİKLİYOR

“Yalnızlığın getirdiği birçok olumsuz etki mevcut. Yapılan araştırmalarda yalnızlık hissinin stres, kaygı ve depresyon belirtileri ile ilişkili olduğu, yalnızlık hissinin yeme bozuklukları açısından risk faktörü olduğu gibi bulgular bulunmakta. Sosyal destek, birçok psikolojik bozuklukta iyileştirici ve koruyucu bir etmen olabiliyor. Ancak yalnızlığın mevcudiyeti sosyal desteğin kısıtlanmasına yol açıyor. Yalnızlığın olumsuz etkilerini azaltmak ve sosyal destek ağlarını güçlendirmek hem bireysel hem de toplumsal sağlık için önemli gözüküyor.”

Klinik Psikolog Mehmet Teber

Şehir hayatı insanı bitiriyor


Tüm veriler, dünyada ve ülkemizde yalnılzığın giderek arttığını gösteriyor. Yalnızlık kalp krizi riski faktörleri arasında yer alıyor. Hem bedene ve psikolojik olarak insani etkiliyor. Peki neden artıyor yalnılzık? Birincisi çok yoğun bir şehir hayatı yaşıyoruz. İş trafik, yol, insanın enerjisini çekiyor. İnsanlar da sadece dinlenmeye ihtiyaç duyuyor. İnsanlar sosyalleşmekten ziyade dinlenmek gerekiyor diye düşünüyorlar. Buna ihtiyaç duyuyorlar. Şehir hayatının yoruculuğu, büyük şehirlerin insanı yorması, dinlenme ihtiyacını ortaya çıkarıyor. Dinlenme olmadan sosyalleşme olmuyor. Dinlenelim derken bir bakıyoruz ki koca zaman dilimi yalnız başına geçmiş gitmiş.

SORUMLULUKTAN KAÇIYORLAR

İkincisi sorumluluk duygusudur. İnsanlarda sorumluluk duygusu azalıyor. Daha çok hizmet alıyoruz. Çocuklar hizmet alarak büyüyor. Hiçbir bedel ödemiyor. Sorumluluk duygusu azaldığında, kaçış başlıyor. Evlilik bir sorumluluk istiyor. Arkadaşlık bir sorumluluk istiyor. İlişkilerde çıkan krizi yönetmek bir sorumluluk istiyor. Bu sayede kimse bir ilişkinin sorumluluğunu almak istemiyor. Yalnız kalırım daha iyi düşüncesi hakim oluyor.

YALANCI SOSYALLİK ETKEN

Son olarak da sosyal medya etkilidir. Sosyal medyada yaşadığımız sanal sosyallik ihtiyacımızı karşıladığımızı düşünüyor ama bu da karşılamıyor. Sosyal medyadaki yapay bir sosyallik ve etkileşim insana sosyallik hissi veriyor ama daha sonrasında ilişkilerinde derinleşemediği için yalnızlık hissi arka planda hep duruyor.

YALNIZ YAŞAYAN YAŞLILAR!

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve TÜİK’in iş birliğiyle gerçekleştirilen 2023-Türkiye Yaşlı Profili Araştırması’ndan çıkan sonuç yalnız yaşayan yaşlı ve hastaların sayısının artığına işaret ediyor. Türkiye’de 1 milyon 669 bin 270 yaşlı tek başına yaşıyor. Yalnız yaşayan yaşlıların yüzde 74,4’ünü kadınlar oluşturuyor.

EVLİLİKLER AZALIYOR

Türkiye İstatistik Kurumu, 2023 yılına ilişkin evlenme istatistikleri de çok ilginç. Buna göre, geçen yıl evlenen çiftlerin sayısı 2022’ye kıyasla yüzde 1,82 azalarak 565 bin 435’e geriledi. Kaba evlenme hızı binde 6,63 olarak gerçekleşti. Her iki cinsiyette de ilk evlenme yaşının arttığı görüldü. Ortalama ilk evlenme yaşı, geçen yıl erkekler için 28,3, kadınlar için 25,7 olarak kaydedildi. Erkek ile kadın arasındaki ortalama ilk evlenme yaş farkı ise 2,6 yaş oldu. Boşanmaların yüzde 33,4’ü evliliğin ilk 5 yıllık döneminde, yüzde 21,7’si ise 6-10. yılında gerçekleşti.

BOŞANMALARDAN ÇOCUKLAR ETKİLENİYOR

Kesinleşen boşanma davaları sonucunda 2023’te 171 bin 881 çift boşanırken 171 bin 213 çocuk velayete verildi. Boşanma davaları sonucu, çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Buna göre, yüzde 74,9’unun anneye, yüzde 25,1’inin babaya verilmesi kararlaştırıldı.

YALNIZLAR BÜYÜKŞEHİRDE

Öte yandan yaşamını yalnız sürdürenlerin yarısından fazlası 10 büyükşehirde ikamet ediyor. Yaşamını yalnız sürdürenlerin 933 bin 764’ü İstanbul’da, 375 bin 260’ı Ankara’da, 355 bin 132’si İzmir’de, 195 bin 430’u Antalya’da, 178 bin 860’ı Bursa’da ikamet ediyor.

Kaynak bağlantısı